Sigortacı Kimdir?
SERAP DÜZGÖREN ARI
ANTALYA
Aslında ne kadar zor bir şey yaptığımız. Ve aslında ne kadar gerekli bir şey. Belki de insan olarak yaptığım işle ilgili beni en çok tatmin eden duygu bu.
Sigortacı önce korku yaratan, sonra “Korkunu giderecek çözüm bende, bunun için şu sigortayı almalısın…” diyen kişidir. Hoş olmadı değil mi bu tanım? Peki, şuna ne dersiniz:
“Sigortacı, bütün felaketler başkasının başına, mucizeler benim başıma gelir beklentisinde olan insana, felaketle mucizenin aynı piyango biletinde gizli olduğunu hatırlatan kişidir.” Nasıl? Tamam, biraz daha kitaba uydurayım; “Sigortacı, farkında olmadığımız risklerle ilgili farkındalık yaratıp satın alma isteği ve fırsatı yaratan kişidir.” Bunu da beğenin artık lütfen… Bütün bu tanımlamalarım, pazarlamadaki en büyük dezavantajımızı gösteriyor aslında. Düşünün ki günlük hayatının rutininde, belki keyfi belki sıkıntısında olan müşteriden randevu alıp karşısına oturuyorsunuz ve bir anda gizli öznesi “Senin başına bir felaket gelirse…” ile başlayan süslenmiş cümleler kuruyorsunuz. Oradaki süsleme sanatına pazarlama desek de özünde yapılan iş bu, bildiğin korkutuyoruz işte.
Adamın yüzündeki dehşet ifadesi hala gözümde…
Mesleğe ilk başladığım yıllarda şöyle bir sunum yapmıştım “… işte bu poliçe, siz öldüğünüzde… ailenize şu kadar ödeme yapacak…” Adamın yüzündeki dehşet ifadesi hala gözümde. Kibarlığından beni kovmamış olsa da vurur yüze ifadesi şeklinde ilk dersimi almış oldum. Ya, adama niye “Sen ölürsen ailen zengin olacak” diyorsun hayret bir şey. Acemilik işte. Artık öyle söylemiyorum, ama ana amacı bu olan mesajı verebilmek için bir sürü kibar cümle kuruyorum. Mesleğe başlayışımın 19. Yılında bugün yine aynı şeyi yaşadım. Karşımda 30’lu yaşların başında, son derece sağlıklı, zinde bir iş adamı oturuyor. Muhtemel kişisel en uzak planı akşam yemeği ya da hafta sonu organizasyonu. Ben tecrübeli sigortacı öyle müthiş bir sunum yaptım ki sürekli yollarda olmasının riskinden, yurtdışında başına bir sıkıntı gelirse hava ambulansımızla onu getirteceğimizden, kanser, kalp, hipertansiyon ya da şeker hastası olursa hiç bekleme süresi uygulamadan teminat kapsamında olacağından, ambulanslarımızın tam teşekküllü ve uzman acil doktor eşliğinde kapısında olacağına kadar… Anlattım. Evet yaptım. Sunumum bittiğinde çökmüştü. “Ama ben, ben bunları hiç düşünmemiştim” dedi, yutkundu ve nereyi imzalayacağını sordu. Ama iyi bir şey yaptım lütfen, farkındalık yarattım. Unutmayın, gelecek de bir gün geliyor ve maalesef her zaman her şey istediğimiz gibi olamayabiliyor. Tamam, kabul ediyorum korkuttum, ama ne yapayım “Sigorta poliçesini de al kullan, çok memnun kalacaksın. 1 yıl garantili, kaşe kâğıda basılı iki nüsha, 10 yıl geri ödemeli” diye satamam ki… Yahu gelmeyin üstüme. Aslında ne kadar zor bir şey yaptığımız. Ve aslında ne kadar gerekli bir şey. Belki de insan olarak yaptığım işle ilgili beni en çok tatmin eden duygu bu.
Tanımadığımız insanların hayatlarına dokunuyoruz
O halde en baştaki tanımlamalarımın üçüne de koca bir çizik atarak şu satırlara imza atıyorum: Sigortacı kimdir? Sigortacı biziz. Biz, hiç tanımadığımız insanların hayatlarına dokunuyoruz. Ve en yakınını bırakın kendine bile söyleyemediği korkularının, risklerinin, sahip olduğu maddi manevi değerlerin koruyucusu olmayı üstleniyoruz. Arayın bizi, korkutalım sizi…





