Gezdiğim Dikenli Aşk Yollarında Elimden Bin Türlü Saz Geldi, Geçti
MUSTAFA AYDINÇELEBİ
Canlı Arşiv
Eskiden sürüden ayrılanı kurt kapardı. Şimdilerde ise acente milleti ne hallere düşmüş ki sürüsüyle kurda kuşa yem oluyor…
Kamalak avı
Geçen ay tembelliğim tuttu, bana ayrılan sayfaya yazı gönderemedim. Rehavet hali devam ederken Can Kantar’ın 5 Mayıs tarihli SigortaMedya’daki bir haberi gayretimi depreştirdi.
Söze nerden başlasam derken; hayalimde canlandırdığım sahneler, bana kamalak avını hatırlattı.
Belki hepiniz, belki de çok azınız hariç “kamalak avı da ne ola ki?” diyeceksiniz. Anlatayım. Kar yağdığında, kendisine kuytu bir yer bulamayan kekliklerin kanatları ıslanır ve uçamaz. Yerler karla kaplı, beslenemez, takati kesilir. Üstüne üstlük kar üzerinde koşamaz. Olduğu yerde apışıp kalır. İşte bu hale düşen kekliklere kamalak denir. Avcılar da kekliklerin bulunabileceği bölgede dolaşıp bu zavallıları elleriyle toplar. Bu avcılara da kamalak avcısı denir. Gelelim esas konuya;
Hiçbir acentenin gıkı çıkmamış
Saygın bir şirketimizin genel müdürü sivil toplum kuruluşlarımızın başkanlarının da hazır bulunduğu acenteler toplantısında acente STK’nın, asgari komisyonun belirlenmesiyle ilgili ısrarlı çabalarından dolayı aşırı hiddetini izhar edip; “Acenteler direnirse komisyonları poliçeye yazarım. O zaman müşteriniz nezdinde ne hallere düşeceksiniz görün!” şeklinde tehditler savurmuş.
İşin daha vahim tarafı ise STK başkanları dahil hiçbir acentenin gıkı çıkmamış. Gel de bunlara Kamalak olmuşlar deme... Gel de bu olaya kamalak avı deme…
Eskiden sürüden ayrılanı kurt kapardı. Şimdilerde ise acente milleti ne hallere düşmüş ki sürüsüyle kurda kuşa yem oluyor…
Eyvah eyvah; eyvah ki eyvah!..
Gelelim işin diğer boyutuna.
Doksanlı yılların başında, yeni bir sigortacılık kanunu tasarısı gündeme geldi. İlgili taraflar TBMM Komisyonu’na davet edilip görüşleri alındıktan sonra komisyon, taraflardan aldığı bilgiler ışığında tasarıda bazı değişiklikler yapılası gerektiğine kanaat getirip işi alt komisyona havale etti. Alt Komisyon çalışmaları devam ederken birde baktık ki bu gidişattan rahatsız olan birileri hükümeti bir şekilde ikna edip bürokratların hazırladığı ilk metnin Kanun Hükmünde Kararname olarak yayımlanmasını sağlamış. Bu kararnameyi Anayasa Mahkemesi iptal etti. Kanun tasarısına dönülecek derken aşağı yukarı aynı hükümleri ihtiva eden ikinci bir Kanun Hükmünde Kararname yayımlandı. Bu inatlaşma üzerine Anayasa Mahkemesi, hem Kanun Hükmünde Kararname’yi hem de; hükümete, Kanun Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi veren kanunu iptal etti. Komisyondaki tasarıya dönüş yapılmayınca da 2007’ye kadar kanunu olmayan bir sektör olma devresini yaşadık (Eski tabirle fetret dönemi).
Kamalak olmamış acenteler de çıkar
Demem o ki; hitabettiğiniz acentelerin kamalak olması sizi yanıltmasın.
1-Bu camiadan Kamalak olmamış acenteler de çıkar.
2-Türkiye’de kanunlar var, adaletin hassas terazisini tutan hakimler var. İşinin ehli ve hakkaniyetten şaşmayan, birilerinin bir şekilde ikna edemeyeceği bürokratlar ve hükümet var. Yani hiç kimse kanunlara, sair mevzuata ve etik kurallara aykırı hareket etme özgürlüğüne sahip değildir.
3-Birilerini memnun etme durumunda olan hükümet ve bürokratların iş başında olduğu dönemde bile adaletin kılıcı, kul hakkına uzanan elleri kesmişken; bu dönemde mi, hak hukuk, etik kural tanımayıp keyfinize göre iş yapacaksınız?
4-Şirketinizin merkezinin bulunduğu ülkede herhangi bir şirket yetkilisi böyle bir laf etse şirketinizin başına neler gelir? Söyleyenin akıbeti nice olur?
Türkiye’de böyle bir söz söyleme cesaretini nerden alırsınız?
Acentelerin elleri armut mu topluyor
Son söz;
Farz-ı muhal, bu dediğinizi yaptınız.
Acentelerin dili tutuk elleri armut mu topluyor?
Aklımızı başımıza toplayalım.
Ölbeyi bohçayı ortaya saçıp birbirimize zarar vermeyelim. Empati yapıp hatalarımızdan dönelim.
Birbirimizin hukukuna saygı gösterip hakkaniyet çizgisinde buluşalım. Hepimiz aynı gemideyiz ve yekdiğerimize bağımlıyız. Lütfen, birbirimizi ve itibar erozyonu yaşayan sektörümüzü daha fazla yıpratmayalım. Bakın! Hz. Yunus, asırlar öncesinden elini uzatmış, kendimizi toparlayalım diye kulağımızı çekiyor.
Söz ola kese savaşı,
Söz ola götüre başı,
Söz ola ağulu aşı,
Bal ile yağ ede bir söz.
Hz.Yunus Emre
Başı götüren sözler yerine; Savaşı kesen; ağulu aşı bal ile yağ eden sözler söyleyelim.





