Gezdiğim Dikenli Aşk Yollarında Elimden Bin Türlü Saz Geldi, Geçti (8)
MUSTAFA AYDINÇELEBİ
Canlı Arşiv
Mürüvvet
Bir kimsenin evladı ya da torunu için; “Allah, mürüvvetini göstersin” diyerek dua edilir (Evladın, ya da torunun, sana saadet versin manasınadır). 24 Ekim Cumartesi günü TÜSAF’ın mürüvvetini görmek nasip oldu. Hamdolsun. TÜSAF, atalarımız gibi, çadırda gözünü açıp; obada büyüdü. 24 Ekim’de de göçebelikten, oba düzeninden, yerleşik düzene geçirilip iskan edildi. Bunu başaran sevgili Başkan Murat Büyükçelebi ve yönetimine, bize gösterdiği bu mürüvvet ve tattırdığı mutluluk için teşekkür ederim.
Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhir, elbet olur ev yıkanın hânesi vîrân
Sigortacım Dergisi’nin, yedinci sayısında, bana komşu gelen meslektaşım, Sayın Serap Düzgören Arı hanımefendinin yazısını okurken içim sızladı. Bir yandan içim sızlarken, diğer yandan da gayri ihtiyari olarak ağzımdan, “Böyle başa böyle tarak” deyimi dökülüverdi. Tabii ki kastım meslektaşımız hanımefendi değil; başıbozuk acente camiasıydı. Meslektaşımızın acentesi olduğu şirket, bir başka şirketle birleşmiş. Anladığım kadarıyla, şirketin ilgili birimleri, birleşme sürecinde yaşanan sıkıntılardan ötürü acentelerine, üretimle ilgili taleplerinde uzun gecikmeler yaşatmış. Dolayısıyla acenteler zamanında poliçe üretememiş. Meslektaşımız da müşterisine hızlı hizmet vermek mecburiyetinde olduğundan poliçeleri, acentesi olduğu bir başka şirketten kesmek zorunda kalmış. Bunun tabii bir sonucu olarak, söz konusu şirket hesabına yapılan üretimde düşüş olmuş. Şirketin yöneticileri de bunu bahane edip meslektaşımızın sözleşmesini feshetmiş. Feshetmekle de yetinmeyerek ekranını kapatıp, müşterileriyle arasına duvar örmüşler. Yani, birçok sigorta şirketi yöneticisinin mutadı veçhile, kendi kabahatlerini acenteye ciro edip faturayı acenteye kesmişler. Fesih gerekçesindeki haksızlık bir yana acentenin arşivi, yani bilgi bankası şirket tarafından bloke edilmiş. Yani acentenin tek sermayesi olan portföyü gaspedilmiş. Bu bir zulümdür!.. Bu filmi ben, yıllar önce görmüştüm. Acentesi olduğum şirketin, aynı piyasada çalışan diğer acentesinin gayrimeşru işlere bulaştığına dair piyasamızda yayılan şaibeler üzerine, (falan şirketin acentesi şunu şunu yapıyormuş dendiğinde ben de zan altında kalırım endişesiyle) o şirketle ilişkiyi kesip başka bir şirketle çalışmaya başlayınca, ayrıldığım şirketin söz konusu acentesi, şaibeli işlerinde kendisine destek verdiği söylenen bazı bölge müdürlüğü elemanlarıyla beraber müşterilerimi dolaşıp portföyümü elimden alma gayretine girdiler.
Aldıkları cevap: “-Biz şirket falan tanımayız. Mustafa Aydınçelebi’yi biliriz. Bize kimin poliçesini getirirse onu kabul ederiz…” Demem o ki o zaman da şirketler vefasızdı. Ama hiç değilse müşteri vefalıydı. Öte yandan, şirketlerin de böyle acente bilgilerini bloke etme şansı yoktu. Bir poliçenin etrafında toplanan, şirket-acente-eksper-sigortalı dörtlüsünün hak ve vecibelerini ve kuralları belirleyen; hak ihlallerini önleyen, günün şartlarına uygun bir kanun çıksa, meslek örgütleri kurulsa, bu çile biter herhalde diyordum. Gel gör ki; kanun da çıktı, kurumlar da kuruldu ama çile bitmedi. Demek ki sadece mevzuat düzenlenmesiyle kurumların kurulmasıyla iş bitmiyormuş. Bu toplum, hakkına sahip çıkmak için birlikte hareket etme dirayet ve becerisini gösteremiyorsa mevzuat ne yapsın? Kurumlar ne yapsın? Yabancı şirketler Türkiye’ye gelince; acente şirket ilişkilerinde, kendi ülkelerindeki gibi davranırlar, bizimkilere iyi örnek olurlar diye umutlanmıştım. Ne yazık ki tam tersi oldu. Bizimkiler onlara örnek olup onları kendilerine uydurdular….
Son söz
Acentesine zulmeden yöneticiler, kendileri ve sektörün selameti adına aklını kullanıp bu zulümden vazgeçmeli. Zira kendilerini büyükler şöyle uyarmaktadır: Zâlim yine bir zulme giriftâr olur âhir, elbet olur ev yıkanın hânesi vîrân. Ziya Paşa, bu beytinde zulmeden en sonunda, (yaptığı zulüm karşılığı olarak) zulme uğrar, ev yıkanın da elbet birileri evini yıkar diyor. La edri (yazarı bilinmeyen) bir başka beyitte ise şöyle buyrulmuştur: Zâlimin ser rişte-i ikbâlini bir âh keser, Mâni-i rızk olanın rızkını Allâh keser. (Zalimin ikbalinin baş ipini, (teşbih imamesinin üstündeki düğüm misali) bir ah keser, darma dağınık olur) Rızka mani olanın rızkını Allah keser.) Başka kelam-ı kibarlar: -Alma mazlumun ahını, çıkar aheste aheste -Zalimin ömrü kısadır. Ama siz sabredemezsiniz. Allah hepimizi ıslah etsin. Amin





