Kosgeb
M. JALE BAYAV
TÜSAF Yönetim Kurulu Üyesi
Adı ister destek, ister ihtiyaç isterse de bağış olsun önemli değil. Çözüm de değil. Eğer denizler temizlenmezse, troller engellenmezse, sadece büyük gemilere geçiş hakkı verilirse daha çok aç kalır bu meslek.
“Bana balık verme, balık tutmayı öğret”…
Artık acenteler de KOSGEB sınıfına dahil edilmişler. Bu ne demek?
Küçük ya da orta ölçekli işletmeyiz.
Girişimciyiz, mesleğimizi daha ileri seviyelere taşımak için güzel projelerimiz ve hedeflerimiz olabilir ama tek sorun maliyet ve işte KOSGEB.
Son anda acıdılar ve yalandan bir parmak bal çaldılar.
Evet, girişimciyiz. Her türlü çaresizleri zor durumda olanları hemen kendi bünyelerine alan ve “gel şubem ol” diyenler mesela….
Sigortalarını ben yaparsam kendi komisyonumdan sana iade yaparım diyen proje adamları mesela…
Yaptığı işin kanunlarını kurallarını bilse de bilmese de uymayan ama her şeyi bilirim havasında olanlar mesela…
Meslektaşlarının işini elinden almak adına sigortalıyı kandırma projeleri üretenler örneğin.
Sigorta şirketlerinin her an her gün değişen kararlarına ve uygulamalarına göre ayrı ayrı yöntem geliştirme çabasında olup ayakta kalmaya çalışanlar mesela…
Peki KOSGEB bir süreliğine balık verdi diyelim (Ki hiç sanmıyorum. Alanlar olursa da kimler alır çok merak ediyorum).
Çözüm mü? Biz balık tutmayıöğrenemezsek, sadece 1 kez doyarız.
Oysa emek vererek kendi balıklarımızı yakalarsak, onları temizlemeyi ve en sağlıklı şekilde pişirmeyi öğrenirsek o balığın tadına doyum olmaz.
Kimse kuralına göre balık yakalamıyor
Tek sorun bu mu? Elbette değil! Bizim o balıkları yakalamak için denizlere, göllere ihtiyacımız var ama deniz de bitti diyorlar. Çünkü kimse kuralına göre balık yakalamıyor. Trollüyor.
Herkes kendi gemisini yürütmenin derdinde olunca da küçük balıkçı tekneleri, sandallar kimin umurunda!
Hiç sadaka taşı nedir bilir misiniz?
Osmanlı döneminde her caminin çıkışında ve benzeri yerlerde küçük yuvarlak ve üstü düz taşlar olurmuş. Ben Eminönü camisinde gördüm. Eminim bir çoğunuzun dikkatini çekmemiştir!
Peki ne işe yarar bu taş?
Akşam namazından çıkan cemaat (elektrik de o dönemde olmadığı için) o taşa kendi imkanına göre akçe bırakırmış ve hiç kimse bir diğerinin ne kadar bıraktığını görmezmiş. Böylece “Az veren candan, çok veren maldan”atasözüne uygun olarak hem ibadetlerini yapar, hem de ihtiyacı olana yardım etmiş olurlarmış.
Peki nasıl faydalanılırmış?
O kör karanlıkta ihyacı olan sessizce gelir sadece kendine yetecek kadarını alır, kalanını diğer yardıma muhtaç olana bırakırmış! Böylece hem kimin ne verdiği, ne kadar verdiği bilinmez, hem de kimin ne aldığı ne kadar aldığı...
Günümüze bu adetler nasıl ve ne şekilde geldi hepimiz çok iyi biliyoruz.
O sadaka taşları kredi oldu ama alanlar gerçek ihtiyacı olanlar mı bilemem!
Adı ister destek, ister ihtiyaç, isterse de bağış olsun önemli değil. Çözüm de değil. Eğer denizler temizlenmezse, troller engellenmezse, sadece büyük gemilere geçiş hakkı verilirse, daha çok aç kalır bu meslek.
Bize verilenlerle yetinmek yerine ne istediğimizi bilir ve ona göre derdimizi anlatıp mesleğimizin geleceği adına güç birliği içinde olursak bize her yer deniz.
Hadi rastgele..





