Kurunun Yanında Yaş Da Yanar
M. JALE BAYAV
TÜSAF Yönetim Kurulu Üyesi
Yangın büyüdü. Hepimiz kül olmadan, verimli fidanları ve güçlü ağaçlarımızı kurtarmak zorundayız.
Demek ki durumda hiçbir değişiklik olmamış ki hala “kurunun yanında yaş da yanar” atasözü geçerliliğini koruyor.
Meslek etiğinin ne olduğu unutuldu. Doğruluk, dürüstlük, bilgi, eğitim ve ahlaki değerler önemini kaybetti. Her şey varsa yoksa paraya odaklı. İçi boş, kalitesiz ve değersiz her şey değer kazandı. Sonra sorunlar yaşanmaya başlayınca da “Yandım Allah’ım” feryatları yükseliyor.
Her şey düzgün olmalı derken…
Bizim meslekte de durum aynı. Yıllar içinde “Her şey daha düzgün olmalı” derken, ne yazık ki artık “Bugünlerimizi de arar mıyız acaba” endişe ve korkularıyla bir sağa, bir sola çarparak iş yapmaya ve değerlerimizi ve doğru bildiklerimizi korumaya çalışan bir avuç insan kaldık. Bence sorun sadece bu işi yanlış yapanlarda değil. Yanlışı yaptıran, beklentiler ve uygulamalar. Mesleğe yeni katılanlar da yeterince bilgili ve eğitimli olmadığı için kendi anladıkları gibi iş yapmaya ve “kurunun yanında yaşı da yakmaya” devam ediyor. Ben mesleğe 27 yıl önce başladığımda sigortacılıkta “İyi niyet, güven ve beyan esastır” demişlerdi. Konu özellikle güven satmaksa ben bunu kulağıma küpe yaptım. Şimdi soruyorum: “Bu meslekte şu an hangisi geçerli?”
Şirketlerin çifte standartları
Akıllar karmakarışık. Sigorta şirketlerinin çifte standartları, risk kabul kriterlerini kime göre, neye göre belirledikleri, komisyon oranlarında eşitsizlikler, kendi acentesine rakip olma halleri, kendi beklentilerine göre acenteye uygulanan yaptırımlar oldukça karışmaz mı? Acenteler bu kafa karışıklığı içinde kendi bildiği yanlış yollarda ilerleyerek para kazanmaya odaklı olunca doğruyu bilmek de bulmak da mümkün olmuyor. Peki mesleki örgüt liderlerimiz ne yapar? Burada durum daha da karışık. Sadece seçim odaklıyız. Evet sorunları masaya yatırıyor, konuşuyor ve çözüm önerileri de bulmaya çalışıyoruz ama kişilik çatışmaları ve biri iyi bir şey yapıyorsa alkışlamama tavrımız… “Ben onu zaten daha önce söylemiştim. Ben zaten şunu önermiştim” gibi ben, ben… Tamam da madem dedin! “Sonuç nedir” demezler mi?
Hep “vur abalıya” Ben hasetçe tavırlardan da sıkıldım. Kimse kimseyi sevmek zorunda değil. Mesleğimize en ufak bir katkı sağlayan, emek, çaba, para harcayan biri varsa da alkışlamasını bilmek, takdir etmekten korkmamalıyız. Bugün alkışlarsın. Yarın yanlış bir şey yaptığında da eleştirmekten çekinmezsin. Hep “vur abalıya” olunca sen de dikkate alınmazsın. Odak noktan herkesi rakip görmekten öteye gidemez çünkü. Eleştiri denince sadece olumsuzluğu düşünüyor ve acımasızca eleştiriyoruz. Artık değişmek zorundalar. Ya kafa yapıları ya da işgal ettikleri makamlar. Bu fillerin savaşmasına daha fazla izin vermemeliyiz. Meslektaşlarımızın da seçtikleri liderlerin ne yaptıklarına, niyetlerine, ne yapabileceklerine odaklanarak, daha kararlı ve tutarlı olmaları şart. “Ben işime bakarım. Bana dokunmayan yılan…” bakış açısı içinde olurlarsa yakında zehir onlara da zarar verecek farkında değiller. Yangın büyüdü. Hepimiz kül olmadan, verimli fidanları ve güçlü ağaçlarımızı kurtarmak zorundayız. Hala umudumu kaybetmedim. İnanmak başarmanın yarısıdır.





