Sanatın Salgado Hali
ÇETİN YAMAN
Kadrajımdan Sanat
Sanat insanlığa hizmet etmeli, insanın insanla iletişim kurma aracı olmalıdır. Bir duygu durumunu sanatsal estetikle aynı zamanda sarsıcı şekilde başka bir kişiye tesir ettirebilene sanatçı denmelidir.
Günümüz dünyasında ve özellikle de maalesef ülkemizde, sanatçı ibaresini her önümüze gelene yapıştırıyoruz. Azıcık sesi, tipi veyahut yeteneği olanı televizyonlarda üst üste görmeye başladığımızda ya kendisi o havaya giriyor ya da bizler onu o havaya sokup sanatçı kimliğini yapıştırıveriyoruz.
Sanatçı kimliğine en çok yakışan foto muhabiri ve fotoğraf sanatçısı Sebastiao Riberio Salgado’dan bahsetmek istiyorum.
Brezilyalı fotoğrafçı Salgado, 1944 yılında sekiz çocuklu bir ailenin altıncı ve tek erkek çocuğu olarak dünyaya gelir. Babası çiftçi hayvancılıkla ve ormancılıkla uğraşıyor. Babası kendi adını verdiği tek oğlunun iktisatçı olmasını istiyor ve Salgado da oluyor.
Eşinin fotoğraf makinesini yanına alırdı
Birleşmiş Milletler’de kalkınma ile ilgili projelerde ekonomist olarak çalıştığından az gelişmiş ülkelere görevlendiriliyor. Giderken eşinin fotoğraf makinesini hep yanına alıp gidermiş. Karısına seyahat dönüşü bir gün fotoğrafları gösterirken, o an fotoğrafların yaşattığı duygununda tesiri ile olsa gerek fotoğraf çekerek insanlığın bilmediği ve birçok kişinin bir haber olduğu bu hayatları tüm dünyaya gösterebileceklerini düşünüyorlar. Ve bu şekilde insanlığa daha çok katkı sağlayacaklarına karı koca birlikte karar vererek tüm paralarını fotoğraf malzemelerine yatırırlar ve Salgado’nun fotoğraf macerası böylece başlamış olur.
Salgoda, bu kararının gerekçesini yine kendi üslubu şöyle dile getiriyor: “Kimsenin fotoğraflarımdaki ışığı veya renklerin paletini takdir etmesini istemiyorum. Fotoğraflarımın insanları tartışmaların içine sürüklemesini, ses getirmesini ve insanları bilgilendirmesini istiyorum.”
Fotoğraflanan insan ile kurulan ilişki…
Salgado’yu Salgado yapan, onu pek çok çağdaşından ayıran çalışma yöntemidir. Ona göre, projelerinde iyi sonuca ulaşmak, fotoğraflanan insan ile kurulan ilişkiye bağlıdır. Bu yüzden Salgado çalışmalarını gerçekleştirirken, fotoğraflayacağı kişiler ile benzer koşullarda yaşar, onların yolculuk ettiği şekilde yolculuk edermiş. Projelerini genellikle uzun soluklu tutarmış.
1977-1984 yılları arasında yedi yıl boyunca Brezilya’da uzak dağ köylerini gezerek hazırladığı “Öteki Amerikalar (Other Americas) adlı albümünü 1986 yılında yapmıştır. Dokuz yıllık emeğin ürünü diyebiliriz. Hangi uğraşla uğraşırsak uğraşalım özverili ve uzun soluklu çalışmalar sonrasında ancak başarıyı elde edebiliyoruz. Emek verilmeyen hiçbir uğraş bizleri başarıya götürmeyeceğini hala idrak edemiyoruz. Bu işimizde, eğitimimizde veya sanatsal aktivitemizde hep böyledir. Oysa günümüzde hayatlarımızı tabiri caizse fast food gibi alelacele yaşıyoruz. Salgado’nun bu başarılarını kendisine kazandıran en mühim etken kendisini başkasının yerine koyarak o duyguya bürünme çabası olmuştur. Bu nedenle bakınmamış görmüş, aynı duyguyu hissetmek için o ortamların havasını ve zorluklarını solumuş. Kendini onlar gibi hissetmiş, onlar bu hayatta yokmuş gibi davranmamıştır.
Brezilya’dan kaçıp Fransa’ya sığındığı yıllarda Fransa vatandaşlığı vermediği için mülteci olarak yaşamış olan Salgado, ünlendikten sonra Fransa’nın vatandaşlık teklifini hayır ben mülteci olarak yaşamaya devam edeceğim diyerek reddetmesi de bundandır. Fotoğraflarına baktığınızda, hareketsiz olan bir fotoğrafa hareket kazandırma isteği uyandırır belleğiniz, acaba sonrası veya öncesinde ne olur diye düşünürsünüz. İşçilerin veya ezilmişlerin fotoğraflarına bakarken beyniniz size bir ağıt seslendirir içsel dünyanızda. Ve hiç kimsenin, hiç kimseyi bu dünyada ötekileştirmeye hakkının olmadığını gösteriyor. Bir türkü, bir masal veya bir roman nasıl bizlere bir hikaye anlatırsa Salgado’da çekmiş olduğu fotoğraflarla bizlere kendimizin iç dünyasında yaratacağı bir hikayeyi anlatmaya çalışıyor, bizleri farklı dünyalarla kucaklaştırıyor.
“Izdırap İçindeki İnsan”
Sahra çöllerindeki açlığı fotoğraflamak için onlarla on beş ay boyunca yaşayarak “Izdırap İçindeki İnsan” adlı çalışması sergilendiğinde dünya Afrika’daki açlık sorununu Salgado’nun bu çalışması ile ilk kez “öğrenir.” Fotoğraf bir din olsa idi şayet, 'peygamber' sıfatını hak edecek isim Sebastião Salgado olurdu hiç kuşkusuz.
Ününün doruğundayken ortalıktan bir anda kaybolmuş. 3 yıl kimse bulamamış. Bir gün elinde 240 bin kare fotoğraf ile çıkıp gelmiş. Bu 240 bin kareden seçilen “çok özel 56 kare” fotoğrafı dünyanın en önemli sanat galerileri olan Guggenheim, Tate Gallery, Louvre gibi yerlerde “çok büyük rakamlara” koleksiyonerlere satmış ve bu paraya hiç dokunmamış. Kalan tüm fotoğraflarını 5-10-15 sterlin gibi sembolik fiyatlarla uluslararası bir kampanya tertip edip satmış. Parasıyla da 3 yıl boyunca fotoğraflarını çektiği Brezilyalı topraksız köylülerin yaşadığı binlerce dönüm araziyi satın alarak, köylülere dağıtan kişidir Salgado. Salgado’yu başarıya götüren yaşama bakışıdır. Çektiği fotoğraflar onun bu yaşama bakışını manevi olarak dolduran şeylerdir
Brezilya’nın Don Kişot’u
Örnekleri çoğaltmak mümkün elbette ki. Brezilya’nın Don Kişot’u. Kazandığı para ile çılgıncasına Amazon ormanı satın alan, Amazon’da kesilen yağmur ormanlarının yerine 5 milyon ağaç diken kişi. Dünyanın en çok kazanan fotoğrafçılarından biri ama parasını hayır işlerine harcıyor. İsterse ömrünün geri kalanını Pasifik’te satın aldığı bir adada zenginlik içinde geçirebilir ama Kongo’da çocuk felcinden ölen yüz binlerce çocuğu kurtarmak için WHO adına fotoğraf çekiyor. Salgado’nun fotoğraflarına baktığınızda; varlıklarından bihaber olduğumuz, fukaralıklarının büyüklüğünü tahayyül dahi edemeyeceğimiz binlerce insanın yeryüzünde, nefes almak yaşamaksa, yaşadığını göreceğiz.
Hong Kong’un artık hayvanat bahçelerinde bile rastlanmayan kafeslerde yaşamaya mahkum ettiği Vietnamlı çocukları, traktör kepçelerinde taşınan Ruandalı mülteci cesetlerini görüp bilemeyecektik. Aslına bakarsanız Salgado, yaşadığı dünya ve insanlık için sadece elinden geleni yapmaya çalışmış biri. Dünya’da daha çok parasal gücü olan insanların devekuşu gibi başlarını kuma gömdüklerini bildiğimiz için Salgado’ya hakkını teslim etmek lazım. Yazıma başlarken de belirttiğim gibi sanat insanlığa hizmet ettiği sürece estetiğini artırır. Başarı hiçbir zaman tesadüf değildir. Emek verip yaptığınız işle ne kadar çok yoğrulursanız o kadar çok perçinlenir ve mükemmele ulaşırsınız.
Uğraşımız her ne olursa olsun, yaşam felsefemiz ile onu beslediğimiz takdirde başarının bizi bulacağını unutmamak lazım.
Hepimiz birer Salgado olabiliriz aslında…
Her birey kendine özgüdür o nedenle herkes kendi özgünlüğünü ortaya çıkarttığı anda yaşamı tanımaya ve yaşamdan zevk almaya başlar. Bu da beraberinde başarıyı bizlere kazandırır. Etrafınızda olup bitenleri daha çok görerek geçirin anlarınızı. Yaşama, insanlara dokunarak dünyayı iyileştirebiliriz.
Fotoğrafları, romanları, besteleri ile ünlenen bir sanatçı olamayız belki ama hepimiz birer Salgado olabiliriz aslında. Çünkü güzel olan, iyi olan her şey biraz sanattır aslında.
Yani demem o ki Salgado’nun bir başına yaptıkları ortada. Dünyaya daha çok Salgado lazım…





