Milenyum Çağı
ÇETİN YAMAN
Kadrajımdan Sanat
Değerli okuyucularım, bu ay seyahatlerimin yoğunluğundan ötürü köşeme yeterli zamanı ayıramadım. Yeterli diyorum, çünkü bilgisayarın başına geçer geçmez yazıp, çizip hemen nihayete erdirilen bir süreç olamıyor benim için…
Ayda bir de olsa sorumluluğunu üstendiğim bu sayfanın oluşumu; evvela taslak bir yazı ile başlayıp, sonraki günlerde de bu taslak üzerinden geliştirmeler yapıp, bir hafta gibi bir sürede yeterince bende demlenince sizlerle paylaşıyorum.
Bu ayki köşemde aynı lezzeti alacağınızı inandığım ve kalemine çok güvendiğim Perihan Metin imzalı yazıyı sizlerin beğenisine sunmak istiyorum. Keyifli okumalar…
21. yüzyıl…
Milenyum Çağı…
Barış…
Huzur…
Adalet…
Şimdi toparlayalım.
Milenyum Çağı, bin yıla eşit
bir zaman dilimi anlamını içermektedir ve 21. yüzyıl da Milenyum Çağı olarak anılmaktadır. Bu yüzyıl barış, huzur ve adaletin hüküm süreceği, mükemmel uyumun yüksek derecede hakim kılınacağı, yeryüzünün adeta bir cennet olacağı inancını taşıyormuş.
Sanırım, 2000 yılına girerken dilenen bir yeni çağ dileği tüm bu anlatılanlar. Tıpkı yeni yıllara, yeni yaşlara girerken dilenenler gibi…
Hayaller hayaller hayaller…
Peki gelin bir de hayatlara bakalım.
Kötü kader diye bir şey yoktur
Okuduğum bir kitapta şöyle diyordu yazar:
“Kötü kader diye bir şey yoktur. 21. yüzyıl vardır. Ve bu yüzyıl yavrucuğum bir kelebeği bile intihar ettirebilir.” Çağ ilerledikçe, insanlık geriliyor farkındasınız değil mi?
Yaşamaya çalıştığımız son yıllar hem dünyada hem ülkemizde ne büyük acılara tanıklık etti. Dillere pelesenk olan iki kelime var: Çağdaş insan çağın gereklerine ayak uydurmak demek değil bana göre çağdaş insan olmak.
Şayet, öyle ise çağımız bize insan olmayı değil, bir cani olmayı emrediyor.
Oysa çağdaş olmak,
Bitmek bilmeyen ego savaşlarını,
Hırsı,
Lükse düşkün hayatları,
Paragöz hayalleri, değil;
Bireye, insana, çevreye ve doğaya saygılı olmayı, Sömürgeciliğe, ırkçılığa karşı olmayı, İnsanların ve diğer canlıların yaralanmalarına ve ölümlerine neden olan veya doğayı tahrip eden her tür savaşa karşı durmayı ve barış yanlısı olmayı, adaletsizliklere karşı durmayı, haklının yanında, haksızın karşısında olmayı ve en önemlisi de insana dair tüm güzelliklere yüreklerimizde yer açabilmeyi gerektiriyor çağdaş insanlık. Çünkü aslolan yürektir. Varlığını unuttuğunuz bir yüreğiniz pas tutmuş olsa da hala var.
''Bir kalbiniz vardı onu hatırlayınız''
Cahit Zarifoğlu'nun çok sevdiğim şu cümleleri ile bitirmek istiyorum yazımı.
''Bir kalbiniz vardı. Onu hatırlayınız…''
Çünkü o zamanlar;
İnsanların milliyetine, dinine, diline değil insanlığına bakardınız.
Bir insanın dilini, dinini sorgulamanın ayıp olduğunu öğütleyen bir ahlakınız vardı.
İnsanları yaşadıkları yere, cinsiyetlerine göre ayırmayı suç sayan evrensel yasalarınız,
Birlikte söylediğiniz türküleriniz vardı.
Omuz omuza tutuğunuz halaylar…
Bir kalbiniz vardı.
Gözyaşınız, aklınız, vicdanınız, insanlığınız…
Hatırlayınız.
Hatırladınız mı? Hah, işte o
zaman dünya daha yaşanılır bir yer olacak…





