Yalnızlık Hasret Kokar
ÇETİN YAMAN
Kadrajımdan Sanat
Etrafında insan kalabalığı olsa da yanında olmasını istediklerin yanında değilse veya ayrılma anı ise o an gece yarısı sokak ortasında yanan sokak lambası gibi yalnız hisseder insan kendini.
Ayrılma anları, ah o ayrılma anları...
Boğazlar düğümlenir, birbirlerine sarıldıkları an gözlerden yaşlar boşalıverir. Ne kadar hasret kalırsan kal kavuşma anında akıtacak rezervin olmalı, çünkü içindeki hasret ateşini akıtacağın bu son damlalar söndürecektir. O kadar çoktur ki yaşamımızda hasretlerimiz, uzaklarda olanlar memleketine, mapus yatan özgürlüğüne, aç olan tokluğa, aşık olmayan aşka, aşık olan sevdalısına veya dostumsun diyebilmeye ve daha nicelerine...
Yalnızlığınla harmanlandığında, gözlerindeki yaşlar dökülmek için bahane arar. Bazen de bahanesiz bakmışsın dökülüverir.
Hasret ateşi yürekleri pişire pişire demlendiriyor demek ki. Aslında gittiğin yerin uzakta olmasından ziyade sevdiğine ve sevdasına ayrı kalmanın zorluğudur gurbet.
Nereden mi biliyorum? Ozanın yaktığı türkülerin ezgisinden, şairin nazımlarından hatta Aslı’yı bulmak için yola düşen Kerem’den bilirim.
Yakınlaşmak istediğin ne varsa uzaklaşmak lazım demek ki evvela.
Eski zamanlarda yaşayanların hasreti daha çok olduğundan mı acaba gönül küfeleri hep sevda ile doluymuş. Ömrünün yarısını kah mapusta, kah gurbette geçirmiş, yaşamaya bile yaban olmuş Nazım Hikmet gelir hemen akla.
Yaşamaya Dair
Şiirlerinin gücü hele hele “Yaşamaya Dair” şiirinin gücü yaşamaya hasret kaldığından olsa gerek. Nazım, ölümüne az kala1960’lı yıllarda Vera’ya daha sonra verilmek üzere makara banda kendi sesini ve şiirlerini okuyarak kaydeder ve onu Bedri Rahmi Eyüpoğlu’na yasak kalktıktan sonra Vera’ya ulaştırmak için vasiyet ederek verir.
Kaset şöyle başlar:
"Sana tüm şiirlerimi banda kaydedeceğim.
Yaşamımın tüm sesi seninle kalsın.
….
Sonra Türkiye'ye de ver bu sesi.
Bizim barışmamız ölümümden sonra olacak.
Ülkeme dönmek için ölmek zorundayım.”
Kasedinde kendi sesinden günyüzüne çıkmamış bir şiiri var ki buram buram hasret kokar.
“Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden gölgem gibi demiyorum çünkü hasret yanımdaydı zifiri karanlıkta da ellerim ayaklarım gibi de değil uykudayken yitirirsin elini ayağını ben hasreti uykuda da yitirmiyordum
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden açlıktı, susuzluktu demiyorum sıcakta soğuğu, soğukta sıcağı aramak gibi de değil giderilmesi imkânsız bir şey ne sevinç ne keder şehirlerle bulutlarla türkülerle de ilgisiz içimdeydi dışımdaydı
Bütün yolculuk boyunca hasret ayrılmadı benden zaten elimde ne kaldı bu yolculuktan hasretten gayrı."
Belki de eski zamanlarda çekilen hasretlerin sonucu idi duyguların bu kadar samimi ve içten açığa
çıkması. Acaba, hasret çekmediğinden mi? Kıymet bilmez çağımız insanı.
Oysa sevdanıza ve sevdiklerinize uzak kalamayacak kadar kısa bir yaşam yaşıyoruz. Yaşadığınız ana sakın ha sakın yaban kalmayın! Çünkü yaşadığımız hayata anlamını veren anlardır.
Hasreti bile coşturan yüreğimizde biriktirdiğimiz gelecekte yaşanacak anlardır.





