Asıl Yaşam, Son Dediğimiz Yerde Başlıyor!
ÇETİN YAMAN
Kadrajımdan Sanat
Hepimizin yaşamında, darlandığı anları oluyor muhakkak. Beşeriz neticede. Ve yaşamda olan her şeyle, her an yaka paça olabiliriz. Bazen öyle şeylere şahitlik ediyoruz ki yaşamlarımız da 'Allah'ım, milyonlarca insan varken neden ben?' diye isyan ediyoruz.
İşte bu isyan hali, aslında insanın kendine bir yolculuk başlatması için de bir fırsat oluyor farkında olanlarımız için. 'Neden ben?' diye isyan naraları atmak yerine, kendinle yüzleşmenin tam zamanıdır. Dünyanın sonu gelmeden, dünyanın sonuna yolculuk. “Benim için artık dünyanın sonu geldi” deriz ya hani, işte tam da kastettiğim bu yolculuk.
Bugünlerde herkes gitmek istiyor…
Can Yücel “Gitmek” şiiri ile şöyle tarif ediyor yolculuğu:
Bugünlerde herkes gitmek istiyor
küçük bir sahil kasabasına.
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
Öyle "yanına almak istediği üç şey"
falan yok. Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Her şeyi, herkesi götürdün demektir…
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.
İnsan, evvela kendine uğramalı
Değil dünyanın sonuna, azıcık uzaklara bile gitmek istese insan, evvela kendine uğramalı, yoksa varamaz hiçbir yere. Her şey insanın kendine, kendi gerçeklerine teslim olmasıyla başlıyor aslında. Ya teslimiyeti siz bulursunuz ya da teslim alır sizi gerçekleriniz. Öyle ise teslimiyet, bazen esaret, bazense cesaret işidir. Nasıl mı? Hayatının çoğunu sokaklarda geçiren evsizler, ölen çocukların anne babaları veya geride kalan çocukları, çaresizler, çözümsüzler, mahkumlar ve mahpus yatmadan esaret altında olanlar kısacası yaşamak zorunda olduğu hayata teslim alınanlar; Türkülere, Şiirlere, şarkılara hapsolmuşlar. Anlayacağınız zoraki teslim olmuşlar... Tasavvuftaki aşk ile kendi özüne yaklaşanlarımız aşk ile ölmeden ölenlerimiz... Tercihini herkesi karşısına alarak yapmışlarımız. “Yeter artık! Bu hayat benim” diyenlerimiz Ve gelelim yaşarken vicdanına teslim olanlarımıza, vadedilenlere ulaşma arzusu ve korkudan değil de iyi insan olarak yaşamayı seçenlerimiz... Yaşadığı an’lar ile cenneti yaşayan ve yaşatanlarımız. Montaigne, “En mutlu yaşam düşünmeden geçirilen yaşamdır” diyerek an’ı yaşamanın yaşamı daha güzelleştirip insanları daha mutlu kıldığını belirtmiş. “Gerçek nedir?” “Gerçek benim!” diyerek de gerçek olarak sahiden tanıyabileceği tek şeyin kendisi olduğunu vurgulamıştır. İşin özünde; Hayat aslında kendini tanı düsturunun bütün bir ömre uygulanmasıdır. Tüm dikkatini topla ve ‘kendini’ gözetle. En gizli, en ele avuca sığmaz hallerini yakala ve kendine teslim ol. Kendinize bakıp an’ladığınız, an’larınız olsun…





